İstanbul içinde yaka değiştirmek durumunda olanlar bilirler ki bir taraftan bir tarafa geçmek, Survivor'da Merve'yi yenmekten daha zordur. Hele bunu bir de iş nedeniyle hafta içi her gün yapıyorsanız, size "potansiyel deli" gözüyle bakılması çok normal karşılanır.

Normal şartlarda 1. ve 2. köprüyü kullanmayan ben, malum Ramazan ayı nedeniyle iftara yetişebilmek adına o çok meşhur "metrobüs" ayrıcalığını kullanmak zorunda kalıyorum. Diğer zamanlarda deniz yolu ulaşımını tercih etsem de bu dönemde elimiz mahkum oluyoruz.

Tabi Zincirlikuyu gibi mahşer yerini andıran bir yerden binmediğim için sanırım biraz daha şanslıyım. Fakat bu gidiş gelişler esnasında "metrobüs kullanma kılavuzu" gibi bir el kitapçığının yazılması taraftarıyım.

  • Öncelikle metrodaki kadar belirgin olmasa da metrobüsün duracağı ve kapının nerelere denk geleceğini birkaç deneyim sonrasında kestirebiliyorsunuz. Fakat bu yetmiyor. Çünkü kapının geleceği yerin dibinde bile olsanız, sizden önce mutlaka biri önünüze atılıyor. Eeee ne demiş Atamız, "Ben yolcunun zeki, çevik ve atılgan olanını severim."
  • Oldu da binebildiniz. Yarış daha bitmiyor. Gözlem ve algı yeteneğiniz çok üst düzey olmalı ki görebildiğiniz ilk boş yere anında yerleşmeniz gerekiyor. Bunun için az önce söylediğim çeviklik yeteneğinizin full olması lazım.
  • Ayakta kaldıysanız çok üzülmeyin ve bu duruma alışın. Zira oturanlar zaten "seçilmiş" kişiler.
  • Yolda kalmak sadece sizin elinizde olan birşey değil. Çünkü başka bir metrobüs yolda kaldığında siz de yolda kalmış sayılıyorsunuz.
  • Çalışmayan klima ve sıcaklar dolayısıyla oluşan "müthiş" koku bileşimine de bir süre sonra hissizlik ile yaklaşıyorsunuz. Zaten metrodan da tecrübeliyseniz bu konuda çok sıkıntı yaşamazsınız.
  • Son olarak indiğinizde vardığınız yer cennet değil unutmayın, sadece İstanbul !

~